Bursa Akademik Odalar Birliği’nde düzenlenen basın toplantısında Uludağ Alan Başkanlığı ve alt ölçekli imar planları gündeme taşındı. Bursa Barosu ve TMMOB Bursa İl Koordinasyon Kurulu adına açıklama yapan Bursa Barosu Başkanı Metin Öztosun, Uludağ’ın geleceğine ilişkin plan kararlarının ekolojik koruma ilkeleriyle çatıştığını savundu.
Öztosun, Alan Başkanlığı’nın kuruluşundan bu yana yönetim modeli ve yetki yapısına ilişkin dile getirdikleri hukuki ve bilimsel kaygıların bugün hazırlanan planlarda karşılık bulduğunu ifade etti.
“Uludağ turizm ihtiyaçlarının gerisine bırakılmamalı”
Toplantıda Uludağ’ın yönetim modeline ilişkin eleştiriler de gündeme geldi. 7 bin 432 sayılı düzenleme kapsamında oluşturulan alan komisyonuna geniş yetkiler verildiği belirtilirken, koruma statülerinin belirlenmesi ve değiştirilmesi ile doğal sit tesciline ilişkin yetkilerin aynı yapı içerisinde toplanmasının hukuki riskler doğurabileceği savunuldu.
Danışma kurullarında ticaret, turizm ve işletme ağırlıklı aktörlerin öne çıkmasının ekolojik ve kamusal temsili zayıflattığı ileri sürüldü.
Öztosun ve toplantıya katılan diğer isimler, Uludağ’ın geleceğine ilişkin kararların yalnız turizm yatırımları ve yapılaşma talepleri üzerinden şekillendirilmemesi gerektiğini vurguladı.

Alt ölçekli planlar için dikkat çeken eleştiri
Toplantıda, 1/50 bin ölçekli çevre düzeni planına karşı açılan davalar sonuçlanmadan 1/5 bin ve 1/bin ölçekli alt planların askıya çıkarılması da eleştirildi.
Söz konusu planlarda yeni konaklama, rekreasyon, spor ve kayak eğitim, mekanik tesisler ile hizmet alanlarına yönelik kararların Uludağ’da yeni yapılaşma ve kullanım baskısı oluşturacağı belirtildi.
Plan kararlarıyla birlikte mevcut 3 bin 546 olan yatak kapasitesinin 4 bin 488’e çıkarılacağı, bunun da yüzde 26,4’lük artış anlamına geldiği aktarıldı.
Toplantıda, daha önce günlük kullanım alanı olarak değerlendirilen bir kafenin konaklama alanına dönüştürülmesi de plan kararlarına ilişkin somut örneklerden biri olarak gösterildi.

“Taşıma kapasitesi sadece yatak sayısından ibaret değil”
Uludağ’daki turizm kapasitesinin değerlendirilmesinde yalnız yatak sayısının dikkate alınmasının yeterli olmadığı vurgulandı.
Ulaşım, otopark, altyapı, enerji, su tüketimi ve atık yönetiminin birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek, plan kararlarının oluşturacağı kümülatif çevresel etkilerin bilimsel biçimde hesaplanması gerektiği ifade edildi.
Toplantıda verilen bilgilere göre mevcut durumda Uludağ alanının 105,33 hektarlık bölümü, yani yüzde 52,18’i doğal arazi niteliğinde bulunuyor. Plan kararlarıyla bu koruma niteliğinin zayıflatıldığı savunuldu.
Ayrıca 52,77 hektarlık rekreasyon alanı ve 36,93 hektarlık güvenlik tampon bölgesi tanımlandığı, yeni mekanik tesis kararlarıyla TLSH kapasitesinde saatte 6 bin 450 kişilik artış öngörüldüğü aktarıldı.
Katılımcılar, bu artışların yalnız Uludağ’daki insan yoğunluğunu değil, araç trafiği, altyapı ihtiyacı ve doğal kaynaklar üzerindeki baskıyı da artıracağını dile getirdi.

Hukuki mücadele devam ediyor
Bursa Barosu ve çeşitli meslek odaları ile çevre kuruluşlarının Uludağ’a ilişkin plan kararlarına karşı hukuki süreçler yürüttüğü belirtildi.
Toplantıda, planlama süreçlerinde kamusal yararın öncelenmesi ve bilimsel değerlendirmelerin esas alınması gerektiği vurgulandı.
Meslek odaları, çevre kuruluşları, kent konseyleri ve sivil toplumun planlama süreçlerine daha etkin biçimde dahil edilmesi gerektiği ifade edilirken, Uludağ’ın yönetiminde yerel paydaşların dışarıda bırakılmasına yönelik eleştiriler de dile getirildi.
Bazı katılımcılar, plan değişikliklerinin belirli turizm çevrelerine ekonomik avantaj sağlayabileceğini savunurken, Uludağ’ın yerel yönetim ve kamu denetiminden uzaklaştırıldığı yönünde değerlendirmelerde bulundu.
Bursa Barosu Başkanı Metin Öztosun ise Uludağ’ın geleceğinin yapılaşma ve turizm kapasitesi üzerinden değil, ekolojik koruma, bilimsel veriler ve kamu yararı temelinde ele alınması gerektiğini belirtti.

