Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Sabit Karabayır
Sabit Karabayır

Sessiz bekleyiş.

Her sabah binlerce sağlık çalışanı görevine başlıyor.

Kimi acil serviste, kimi yoğun bakımda, kimi ameliyathanede…

İnsan hayatını emanet ettiğimiz bu insanlar, kendi hayatlarından her gün biraz daha fedakârlık ediyor.

Ancak görünmeyen bir gerçek var.

Sağlık çalışanlarının önemli bir kısmı, ailesinden kilometrelerce uzakta görev yapıyor.

Aynı soyadını taşıdığı eşiyle aynı çatıyı paylaşamayan, çocuğunun ilk adımlarını görüntülü aramayla izleyen, anne ve babalık görevini izin günlerine sığdırmaya çalışan binlerce kamu çalışanı var.

Peki, bu tablo hukuk düzenimizin öngördüğü tablo mu?

Elbette hayır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 41. maddesi, “Aile, Türk toplumunun temelidir.” diyerek devlete aile bütünlüğünü koruma sorumluluğu yüklemektedir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi herkesin özel ve aile hayatına saygı gösterilmesini temel hak olarak güvence altına almaktadır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 72. maddesi de kamu görevlilerinin yer değiştirmelerinde aile birliğinin korunmasını temel ilkelerden biri olarak kabul etmektedir.

Hukuk çok nettir…

Aile birliği korunmalıdır.

Fakat uygulamada yaşanan güçlükler, özellikle sağlık çalışanları açısından bu hakkın her zaman etkin şekilde kullanılmasını zorlaştırmaktadır.

Bugün bir hemşire, ebe, tekniker ya da sağlık çalışanı; personel yetersizliği, hizmet gerekleri veya planlama eksiklikleri nedeniyle yıllarca eşinden ayrı yaşamak zorunda kalabiliyor.

Bu yalnızca bireysel bir mağduriyet değildir.

Bu durum çocukların gelişimini, eşlerin psikolojik dayanıklılığını ve nihayetinde sağlık hizmetinin kalitesini de etkileyen önemli bir toplumsal meseledir.

Ailesinden uzak yaşayan sağlık çalışanının yaşadığı tükenmişliği sadece mesai saatleriyle açıklamak mümkün değildir.

Çünkü insan yalnızca çalışan değil; eştir, anne – babadır, evlattır.

Son yıllarda aileyi güçlendirmeye yönelik birçok politika kamuoyuyla paylaşılmaktadır. Ancak aileyi korumak yalnızca söylemlerle değil, çalışma hayatını şekillendiren uygulamalarla mümkündür.

Eş durumu tayinlerinin daha öngörülebilir hâle getirilmesi, personel planlamasının aile bütünlüğünü gözetmesi ve objektif kriterlerin uygulanması; hem çalışan memnuniyetini hem de hizmet kalitesini artıracaktır.

Mutlu çalışan, güvenli sağlık hizmetinin en önemli unsurudur.

Kendini huzurlu hisseden bir hemşire daha dikkatli bakım verir.

Ailesiyle birlikte yaşayabilen bir sağlık çalışanı mesleğine daha güçlü bağlanır.

Bu nedenle aile birliğini korumak yalnızca bir personel politikası değil, aynı zamanda bir sağlık politikasıdır.

Güçlü sağlık sistemi insana değer verilerek kurulur.

Ve unutulmamalıdır ki…

Sağlık çalışanları başkalarının ailelerine umut olurken kendi ailelerinden mahrum bırakılmamalıdır.

Aile birliği bir ayrıcalık değil, Anayasa’nın güvence altına aldığı temel haktır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

sixteen − eleven =

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER