Eğitim sistemimizin en önemli unsuru öğretmendir.
Ancak …
Ülkemizin her bölgesinde öğretmenlerimiz aynı çalışma şartlarına sahip değildir.
Bazı bölgelerimizde ulaşım, barınma, sosyal imkânlar ve yaşam koşulları oldukça elverişsizdir.
Bu bölgelerde görev yapan öğretmenlerimiz, eğitim-öğretim faaliyetlerini büyük fedakârlıklarla sürdürmektedir.
Peki, bu fedakârlığın karşılığı nedir?
Zorunlu hizmet bölgelerinde görev yapan öğretmenlerimize, üstlendikleri ağır çalışma şartlarının karşılığını verecek bir teşvik sistemi neden hâlâ hayata geçirilmemiştir?
Verilen sözler artık hayata geçirilmelidir.
Hükümet tarafından 2018 yılında açıklanan 2023 Eğitim Vizyon Belgesi ile elverişsiz koşulların hâkim olduğu bölgelerde görev yapan öğretmenlere teşvik getirileceği taahhüt edilmişti.
Aradan yıllar geçti…
Ancak öğretmenlerimizin beklediği bu teşvik uygulaması hâlâ hayata geçirilmedi.
Oysa mesele yalnız ekonomik ödeme yapılması değildir.
Mesele; öğretmenin emeğinin, fedakârlığının ve zor şartlarda yaptığı görevin karşılığının verilmesidir.
Elverişsiz bölgelerde öğretmen istikrarını sağlamanın yolu, öğretmenleri bu bölgelerde görev yapmaya teşvik etmekten geçmektedir.
Zor şartların karşılığı olmalıdır.
21 Ağustos 2026 tarihli yazımızda da ifade ettiğimiz gibi:
“Zorunlu hizmet bölgelerinde görev yapan öğretmenlerimiz, diğer meslektaşlarına göre çok daha zor şartlarda görev yapmaktadır. Bu fedakârlığın mutlaka karşılığı olmalıdır.”
Bu karşılık, göstermelik bir uygulama değil, etkili ve sürdürülebilir bir teşvik mekanizması olmalıdır.
Türk Eğitim-Sen Genel Başkanımız Sayın Talip Geylan’da elverişsiz koşulların hâkim olduğu bölgelerde öğretmen istikrarının sağlanabilmesi için teşvik uygulamasının gerekliliğine dikkat çekerek, bu bölgelerde görev yapan öğretmenlere bir brüt asgari ücret ile iki brüt asgari ücret arasında Zorunlu Hizmet Tazminatı ödenmesini önermektedir.
Bu öneri, öğretmenlerimizin zor çalışma şartlarının karşılığını alması ve bu bölgelerin öğretmenler açısından daha cazip hale getirilmesi bakımından değerlendirilmelidir.
Üstelik bunun geçmişte bir örneği de bulunmaktadır.
1980’li yılların ikinci yarısında benzer bir uygulama hayata geçirilmiş ve bundan verim alınmıştır.
Demek ki bu fikir yeni değildir.
Demek ki uygulanabilirliği daha önce görülmüştür.
Öyleyse bugün yapılması gereken, geçmişteki tecrübelerden yararlanarak günümüz şartlarına uygun, adil ve etkili bir Zorunlu Hizmet Tazminatı sistemini hayata geçirmektir.
Çakılı sözleşmelilik de sona ermelidir
Elverişsiz bölgelerde öğretmen istikrarını sağlamanın yolu, öğretmeni yalnız zorunlu bir görev süresiyle o bölgede tutmak değildir.
Öğretmeni orada tutacak olan şey; adil çalışma koşulları, ekonomik teşvik, sosyal imkânlar ve güvence olmalıdır.
Bu nedenle Zorunlu Hizmet Tazminatı uygulamasının yanı sıra çakılı sözleşmeli öğretmenlik uygulamasının da sona erdirilmesi önem taşımaktadır.
Öğretmenlerimizin görev yaptıkları bölgelerde kalmasını sağlamak istiyorsak bunun yolu mağduriyet oluşturan uygulamalardan değil, teşvik edici ve hakkaniyetli politikalardan geçmelidir.
Türk Eğitim-Sen’in talebi açıktır.
Türk Eğitim-Sen’in öncelikli talepleri arasında Zorunlu Hizmet Tazminatının hayata geçirilmesi bulunmaktadır.
Talebimiz nettir…
Zorunlu hizmet bölgelerinde görev yapan öğretmenlerimize, görev yaptıkları bölgenin şartları dikkate alınarak etkili ve tatmin edici bir Zorunlu Hizmet Tazminatı ödenmelidir.
Elverişsiz koşullarda görev yapan öğretmenlerimiz ekonomik ve sosyal açıdan desteklenmelidir.
Öğretmen dağılımındaki dengesizliğin giderilmesi için teşvik mekanizmaları güçlendirilmelidir.
Ve daha önce ifade edilen teşvik taahhütleri artık hayata geçirilmelidir.
Öğretmenlerimizden fedakârlık bekliyorsak, onların fedakârlığını da görmeli ve karşılığını vermeliyiz.
Çünkü öğretmenin emeği ertelenemez.
Öğretmenin fedakârlığı görmezden gelinemez.
Zor şartlarda görev yapan öğretmenimizin hakkı ötelenemez.
Artık yıllardır konuşulan teşvik uygulamasının hayata geçirilmesinin zamanı gelmiştir.
Türk Eğitim-Sen olarak talebimiz açıktır: Zorunlu Hizmet Tazminatı uygulaması daha fazla geciktirilmeden hayata geçirilmelidir!
Çünkü eğitim çalışanı huzurluysa eğitim güçlüdür. Eğitim güçlüyse Türkiye’nin geleceği güçlüdür.
Sorunları konuşmak önemlidir; ancak asıl sorumluluk çözüm üretmektir.
Türk Eğitim-Sen olarak çalışan, üreten, çözüm öneren ve yol gösteren sendikal anlayışımızla eğitim çalışanlarının haklı taleplerinin takipçisi olmaya devam edeceğiz.













YORUMLAR