Bir ortaokulumuzda bir öğrenci tarafından gerçekleştirilen bıçaklı saldırıda 1 canımızın kaybı, yedi öğrencimizin yaralanması hepimizi derinden üzmüştür.
Öncelikle saldırıda vefat eden canımıza Allah’tan rahmet, yaralanan yavrularımıza acil şifalar diliyor, ailelerine başsağlığı, sabır ve geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum.
Ancak artık şunu açıkça ifade etmenin zamanı gelmiştir:
Okullarımızdaki şiddet hadiseleri tahammül edilemez bir noktaya gelmiştir.
Okullar…
Çocuklarımızın kendilerini güvende hissettiği, arkadaşlarıyla sosyalleştiği, bilgi ve becerilerini geliştirdiği, hayata hazırlandığı mekânlar olmalıdır.
Bir çocuğumuzun okul kapısından içeri girdiği andan itibaren güvenliğinden endişe edilmesi kabul edilemez.
Tartışmasız…
Okullarımız çocuklarımız için en güvenli ortamlardır, olmalıdır!
Ailelerimiz en kıymetli varlıklarını, çocuklarını okula emanet etmektedir.
Hiçbir anne ve baba, çocuğunu okula gönderirken “Acaba bugün başına bir şey gelir mi?” endişesi yaşamamalıdır.
Bu nedenle okul güvenliği konusunda alınacak tedbirlerin daha fazla geciktirilmeden, ivedilikle ve istisnasız her okulumuzda hayata geçirilmesi gerekmektedir.
Burada sorumluluk yalnız okul yöneticilerine yüklenemez. Okullarımızın güvenliğini sağlamak; Millî Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere ilgili tüm kurumların ve ailelerin ortak sorumluluğudur.
Peki, ne yapılmalıdır?
Öncelikle okullarımızda gerekli güvenlik tedbirleri en üst düzeyde alınmalıdır. Okulların fiziki şartları, giriş-çıkış güvenliği ve güvenlik personeli ihtiyacı yeniden değerlendirilmelidir. Her okulun kendi şartlarına göre risk analizi yapılmalı, tespit edilen riskler vakit geçirilmeden ortadan kaldırılmalıdır.
İkinci olarak, şiddetin ortaya çıkmadan önce önlenebilmesi için rehberlik hizmetleri güçlendirilmelidir.
Çocuklarımızın davranışlarındaki değişikliklerin, akran ilişkilerindeki sorunların, öfke ve şiddet eğilimlerinin erken fark edilmesi büyük önem taşımaktadır. Bunun için rehberlik servislerinin üzerindeki yük azaltılmalı, öğrencilerle daha yakından ilgilenebilecekleri bir sistem oluşturulmalıdır.
Yüz öğrenciye bir norm düşecek şekilde düzenleme yapılmalı ve rehberlik hizmetleri etkin şekilde yürütülmelidir.
Çünkü rehberlik hizmeti yalnız sorun ortaya çıktığında devreye giren bir mekanizma değildir.
Asıl amaç, sorunları ortaya çıkmadan önce tespit etmek, çocuklarımızı anlamak ve onları doğru şekilde yönlendirmektir.
Bir diğer önemli konu ise okul-aile iş birliğidir.
Çocuklarımız yalnız okulda değil, okul dışında da birçok riskle karşı karşıyadır.
Özellikle internet ve sosyal medya aracılığıyla çocuklarımızın karşılaştığı sanal tehlikeler her geçen gün çeşitlenmektedir. Şiddetin, zorbalığın ve tehlikeli içeriklerin çocuklarımıza ulaşması son derece kolay hale gelmiştir.
Bu nedenle okul ve aile arasındaki iletişim güçlendirilmelidir.
Okul-aile iş birliğiyle çocuklarımız başta sanal tehlike olmak üzere tüm dış etkenlere karşı muhafaza altına alınmalıdır.
Elbette burada “muhafaza” yalnız çocukları dış dünyadan uzaklaştırmak anlamına gelmemelidir.
Çocuklarımızı hayata hazırlarken onları karşılaşabilecekleri riskler konusunda bilinçlendirmeli, doğru ile yanlışı ayırt edebilmelerini sağlamalı, sorunlarını paylaşabilecekleri güvenli iletişim ortamları oluşturmalıyız.
Şiddetin normalleşmesine izin vermemeliyiz.
Çocuklarımıza sorunların şiddetle değil, konuşarak ve iletişim kurarak çözülebileceğini öğretmeliyiz. Öfke kontrolü, akran zorbalığı, dijital bağımlılık, sosyal medya kullanımı ve şiddetin sonuçları konusunda hem öğrenciler hem de aileler bilinçlendirilmelidir.
Türk Eğitim-Sen olarak çağrımız açıktır:
Okullarımız güvenli alanlar olmalıdır.
Çocuklarımızın can güvenliği söz konusu olduğunda “sonra bakarız” denilemez. Bir başka olayın yaşanmasını beklemek, tedbir almak için geç kalmak anlamına gelir.
Her okulun güvenlik ihtiyacı ayrı ayrı değerlendirilmeli, eksiklikler giderilmeli, rehberlik hizmetleri güçlendirilmeli ve okul-aile iş birliği daha etkin hale getirilmelidir.
Çünkü eğitim yalnızca dersliklerde bilgi aktarmaktan ibaret değildir.
Eğitim aynı zamanda çocuklarımızı korumak, onların kendilerini güvende hissedecekleri ortamları oluşturmak ve sağlıklı bireyler olarak yetişmelerine katkı sunmaktır.
Güvenli okul olmadan sağlıklı eğitim olmaz.
Çocuklarımız bize emanettir. Onların güvenliği konusunda hepimize büyük sorumluluk düşmektedir.
Çocuklarımızın güvenliği geleceğimizin güvenliğidir.
Sorunları konuşmak önemlidir; ancak asıl sorumluluk çözüm üretmektir.
Türk Eğitim-Sen olarak çalışan, üreten, çözüm öneren ve yol gösteren sendikal anlayışımızla eğitim çalışanlarının haklı taleplerinin takipçisi olmaya devam edeceğiz.














YORUMLAR