Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
İbrahim Bulut
İbrahim Bulut

Sakın güvencenizi kaybetmeyin!..

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), doğumdan ölüme kadar her vatandaşın hayatına dokunan, devletin omurgasını oluşturan en kritik kurumlarının başında gelir.

Türkiye’deki tüm çalışanların, emeklilerin, hak sahiplerinin ve genel sağlık sigortalılarının işlemlerini yürüten bu devasa mekanizmanın çarkları, gece – gündüz demeden fedakârca çalışan SGK personeli sayesinde dönmektedir.

Ancak yürütülen işin stratejik önemine ve yüksek risk boyutuna karşın, SGK çalışanları giderek ağırlaşan iş yükü, gerileyen özlük hakları, 3 bin 600 ek gösterge adaletsizliği ve çözümsüz bırakılan kurumsal sorunlarla baş başa bırakılmıştır.

SGK teşkilatı; idari kadrolar, avukatlar, sağlık personelleri, sosyal güvenlik denetmenleri, icra memurları, şefler, veri hazırlama ve kontrol işletmenleri (VHKİ) ve memurlar/YHS’den oluşan geniş bir idari yapıya sahiptir.

Taşra ve merkez teşkilatlarında yürütülen işler; yalnız sıradan bir bürokrasi işlemi değil, doğrudan Maliye ve Hukuk mevzuatının iç içe geçtiği yüksek düzeyde teknik bilgi ve sorumluluk gerektiren süreçlerdir.

Emeklilik tescilinden GSS işlemlerine, iş kazası incelemelerinden borç yapılandırmalarına, EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) gibi kitlesel süreçlerden trilyonluk haciz ve prim tahsilat işlemlerine kadar her aşama bu personelin omzundadır.

Taşra teşkilatındaki çalışanların büyük çoğunluğu kariyer meslek tanımı dışında tutulmakta; kurumun asli işini ve mevzuat yükünü çeken personel ile kadro unvanları arasındaki makas giderek açılmaktadır.

SGK çalışanlarının özlük ve mali haklarındaki gerileme sürecinde en derin yarayı açan düzenleme, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) olmuştur. Yapılan bu idari düzenlemeyle SGK personelinin geçmişten gelen birçok kazanımı tek kalemde elinden alınmıştır.

Geçmişte ödenen fazla çalışma ücretleri, performans ödemeleri ve dönemsel ikramiyeler tamamen kaldırılmış, yüksek mali ve hukuki risk taşıyan işlemler yürütülmesine rağmen personel, Genel İdari Hizmetler (GİH) sınıfının taban maaş skalasına mahkûm edilmiştir.

EYT düzenlemesi ve prim afları gibi dönemlerde haftalarca süren aşırı mesailer, hak edilen idari ve mali karşılıklar ödenmeden yürütülmüştür.

Merkez teşkilatında SGK uzmanlığı kadrosu yer alırken, asıl saha ve tescil yükünü çeken taşra personeline uzmanlaşma hakkı tanınmamıştır.

Kamu bürokrasisinde emeklilik tazminatı ve emekli aylığının ana belirleyicisi olan 3 bin 600 ek gösterge düzenlemesi, belirli meslek gruplarına tanınırken SGK çalışanlarının dışarıda bırakılması kurum içindeki huzursuzluğu ve mağduriyeti tepe noktasına taşımıştır.

GİH sınıfında görev yapan yükseköğrenim mezunu VHKİ, şef, memur ve icra memurlarının ek göstergelerinin 2 bin 800 seviyesinde bırakılması, emeklilik aşamasında ağır bir faturaya dönüşmektedir.

3 bin 600 ek göstergeden yararlanamayan bir SGK çalışanının emekli ikramiyesi, aynı şartlarda 3 bin 600 alabilen bir başka kamu görevlisine kıyasla yüzde 30 ila yüzde 40 oranında daha düşük kalmaktadır.

Çalışırken alınan maaş ile emekli maaşı arasındaki fark yüzde 50’nin üzerinde açılmakta; bu durum SGK çalışanlarını emekli olmaktan caydırmakta ya da emeklilikte ciddi geçim sıkıntısına mahkum etmektedir.

Benzer eğitim seviyesine ve kamu sorumluluğuna sahip meslekler arasında yaratılan bu gösterge hiyerarşisi, adalet duygusunu ve kurumsal aidiyeti derinden yaralamıştır.

SGK çalışanlarının karşı karşıya olduğu sorunlar yalnız mali kayıplarla sınırlı değildir.

Sürekli değişen ve karmaşıklaşan mevzuat yapısı, yetersiz personel sayısı ve hizmet binalarında doğrudan vatandaşla yüz yüze gelmenin getirdiği yüksek stres düzeyi, kurum bünyesinde ciddi bir tükenmişlik sendromuna yol açmaktadır.

Liyakat ilkesinden uzak görevde yükselme mekanizmaları ve mobbing riskleri de eklendiğinde, nitelikli personelin kurumdan ayrılma eğilimi hız kazanmaktadır.

Sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği ve hizmet kalitesinin artması, bu sistemi ayakta tutan personelin özlük haklarının iyileştirilmesine bağlıdır. Bu doğrultuda acilen atılması gereken adımları şöyle sıralayabiliriz:

Unvan ayrımı gözetilmeksizin, 1. dereceye yükselmiş tüm yükseköğrenim mezunu SGK çalışanlarına yasal düzenlemeyle 3 bin 600 ek gösterge hakkı tanınmalıdır.

Yürütülen ağır mali ve hukuki sorumluluğun karşılığı olarak tüm SGK çalışanlarına özel, “Sosyal Güvenlik Hizmet Tazminatı” verilmelidir.

Taşrada çalışan tecrübeli ve nitelikli personele sınav ve kıdem esasına dayalı “Sosyal Güvenlik Uzmanı” unvanı verilerek kurumsal kariyerin yolu acilen açılmalıdır.

Gasp edilen ikramiye, fazla çalışma ücreti ve performans ödemeleri güncel ekonomik şartlara uygun şekilde düzenlenerek yeniden verilmelidir.

Kurumun personel açığı kadrolu atamalarla kapatılmalı, rutin ve angarya niteliğindeki işler dijital otomasyon sistemlerine devredilmelidir.

Sözün özü;

Sosyal güvenlik sistemi, kendi çalışanının güvencesiz, mağdur ve huzursuz hissettiği bir idari yapıda sağlıklı işletilemez. SGK çalışanlarının talepleri bir ayrıcalık değil; yılların emeğine, dökülen alın terine ve yürütülen ağır kamu sorumluluğuna saygı gösterilmesi talebidir.

SGK personelinin 3 bin 600 ek gösterge ve özlük hakları mücadelesinin sonuca ulaştırılması, hem kamu vicdanının ve iş barışının tesisi hem de vatandaşın aldığı hizmet kalitesinin sürdürülebilirliği için kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Sakın güvencenizi kaybetmeyin!..

Kalın sağlıcakla.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

13 + 2 =

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER