Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Timur Özdemir
Timur Özdemir

Bir muhtar değil, bir insan gitti…

Bir haber okudum…

“Bursa’nın sevilen muhtarı hayatını kaybetti…”

Elbette doğruydu.

Ama eksikti…

Çünkü Mümin Gözyılmaz’ı sadece “muhtar” olarak anlatmak, onun hayatını birkaç satıra sığdırmak olurdu.

Bülten Medya -

Çünkü bir muhtar değil, bir insan gitti…

Mümin’i 1991 yılında Çekirge Vergi Dairesi’nde tanıdım.

İlk tanıştığımız günlerde samimi davranışları, insanlarla kurduğu sıcak iletişim ve herkes tarafından sevilmesi dikkatimi çekmişti.

Kısa zamanda arkadaş olduk, ardından dostluğumuz yıllara yayıldı.

İkimiz de sporcuyduk.

Karateyle ilgileniyordum, o futbolla…

Bursa’nın köklü kulüplerinden Altınok Spor Kulübü’nde amatör olarak futbol oynuyordu. Kısa süre sonra aynı kulüpte Karate Do branşını da birlikte faaliyete geçirdik.

Evlerimizin birbirine yakın olması dostluğumuzu daha da pekiştirdi.

İş yerinde başlayan arkadaşlığımız, aynı mahallede devam eden gerçek dostluğa dönüştü.

Ve yıllar geçti…

Ama bazı insanlar vardır; yıllar geçtikçe hayatınızdaki yeri azalmaz, tersine daha da büyür.

Mümin de öyle bir insandı.

Örnek bir devlet memuru

Mümin, Vergi Dairesi’nde çalışkanlığı, tertip ve düzeni, inci gibi yazısı, güvenilirliği, samimiyeti ve dürüstlüğüyle herkesin sevdiği ve saygı duyduğu bir memur oldu.

Hani derler ya:

“Dünyayı önüne koysan dönüp bakmaz.”

İşte Mümin, böyle bir insandı.

Memuriyet hayatı boyunca defalarca kademe ilerlemesi, onur belgesi gibi taltiflerle ödüllendirildi. Örnek bir devlet memuru olarak gösterildi.

Fakat Mümin’in karakterini asıl ortaya koyan, yalnız çalışkanlığı ve dürüstlüğü değildi.

Haksızlık karşısında susmamasıydı.

Kim olduğuna bakmadan, doğru bildiğini savunurdu.

Yanlış gördüğü bir şeyi söylemekten çekinmez, düşündüğünü karşısındakinin yüzüne açıkça söylerdi.

Bu nedenle memuriyet hayatı boyunca sendikal mücadelenin içerisinde yer aldı. Hak ararken yasaların kendisine verdiği hakları kullandı ve hiçbir zaman geri adım atmadı.

Onun için siyasi düşünceler ikinci plandaydı.

Önemli olan doğru tarafta olmaktı.

Ülkesini, bayrağını ve milletini seven bir insandı.

Altınok spor Kulübü’nün sembol ismi

Mümin’in hayatında sporun çok özel bir yeri vardı.

Altınok Spor Kulübü onun için yalnızca formasını giydiği bir kulüp değildi.

Adeta ikinci bir ailesiydi.

Genel kaptanlık yaptı, yıllarca yönetim kurullarında görev aldı. Kulübe yalnızca futbol oynayan bir sporcu olarak değil, emek veren bir yönetici ve gönül insanı olarak hizmet etti.

Çünkü onun için spor sadece sahada kazanmak ya da kaybetmek değildi.

Spor; dostluktu, arkadaşlıktı, dayanışmaydı.

Ve belki de en önemlisi, insan kazanmaktı.

Günü geldi, Mümin emekli oldu.

Ama onun insanlara hizmet etme anlayışı emeklilikle sona ermedi.

Arkadaşlarının teşvikiyle mahalle muhtarlığına aday oldu.

İlk seçimde 40 oyla kaybetti.

Birçok insan için bu, vazgeçmek için yeterli bir neden olabilirdi.

Mümin vazgeçmedi.

Bir sonraki seçimde, 7 bin seçmeni bulunan İstiklal Mahallesi’nde en yakın rakibine bin 700 oy fark atarak muhtar seçildi.

Ve daha ilk günden farkını ortaya koydu.

Muhtarlık makamını derleyip toparladı.

Mahallenin sorunlarıyla yakından ilgilendi.

En küçük sıkıntısı olanın yardımına koştu.

Temizlik taleplerinden diğer ihtiyaçlara kadar her konuyu takip etti.

Düğünlerde, cenazelerde vardı.

Mahallesinin iyi gününde de kötü gününde de insanların yanındaydı.

Kısacası makamda oturan değil, sokağın içinde yaşayan muhtar oldu.

Ve kısa sürede herkesin takdirini kazandı.

Tıpkı devlet memurluğunda olduğu gibi, muhtarlık görevinde de örnek bir insan olarak anılmaya başladı.

Mahallenin Robin Hood’u

Mümin’in en önemli özelliklerinden biri de yardımseverliğiydi.

Ona duyulan güven öylesine büyüktü ki yardım yapmak isteyen vatandaşlar, maddi ve ayni yardımlarını gönül rahatlığıyla ona teslim etti.

Mümin de bunları ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyordu.

Özellikle çocuklara ayrı önem veriyordu.

Her sabah okula giden çocukların aç gitmemesi için muhtarlığın önünde stant oluşturdu.

Süt, meyve suyu, kek ve benzeri gıdalarla çocukların okula aç gitmemesi için çalıştı, çabaladı.

Bu yüzden ona bazen “Mahallenin Robin Hood’u” deniyordu.

Ama Mümin’in Robin Hood’luğunun önemli bir farkı vardı:

Her şey kayıt altındaydı.

Gelen yardımın kimden geldiği, kime verildiği, hangi tarihte teslim edildiği; isim ve telefon bilgileriyle birlikte hem dijital ortamda hem de defterde tutuluyordu.

Çünkü Mümin biliyordu ki yardım etmek kadar, emanete sahip çıkmak ve hesabını verebilmek de önemliydi.

Sadece bir muhtar vefat etmedi…

Şimdi geriye dönüp baktığımda, Mümin’in ardından söylenebilecek en doğru sözün şu olduğunu düşünüyorum:

Sadece bir muhtar vefat etmedi…

Örnek bir baba…

Örnek bir devlet memuru…

Örnek bir spor insanı…

Örnek bir mahalle sakini…

Örnek bir yardımsever…

Ve her şeyden önemlisi;

Örnek bir insan ve gerçek bir dost aramızdan ayrıldı.

Biz sevenleri kaybettik.

Arkadaşları bir dostunu kaybetti.

Mahallesi kendisini yalnız bırakmayan bir muhtarını kaybetti.

Ama aslında hepimiz, hayatımıza bir şekilde dokunmuş güzel bir insanı kaybettik.

Ben şehir dışındaydım.

Haberi aldığımda kelimeler gerçekten yetersiz kaldı.

Cenazesine yetişemedim.

Onu son yolculuğunda uğurlayamadım.

Ama orada bulunanlardan dinledim.

Hürriyet ve İstiklal mahallelerinin böyle bir cenaze namazı görmediğini söylediler.

Büyük bir kalabalık vardı.

Bence o kalabalık, Mümin’in hayatının en anlamlı özeti olmuştu.

Çünkü insanlar oraya yalnızca bir muhtarı uğurlamak için gelmemişti.

Kendilerine dokunan bir insanı uğurlamaya gelmişlerdi.

Dertlerini dinleyen…

İhtiyaçlarında yanlarında olan…

Çocuklarını düşünen…

İyi günlerinde sevincini, kötü günlerinde acısını paylaşan…

Kısacası kendisini değil, insanı önceleyen bir dostu uğurlamaya gelmişlerdi.

Geriye ne kalır?

İnsanın ardından bıraktığı en büyük miras; parası, makamı, unvanı ya da sahip olduğu şeyler değildir.

İnsanların gönlünde bıraktığı izdir.

Mümin Gözyılmaz da arkasında güzel izler bıraktı.

O hiçbir zaman sadece “İstiklal Mahallesi Muhtarı” olmayacak.

1991 yılında Çekirge Vergi Dairesi’nde tanıdığım samimi arkadaşım…

Altınok Spor Kulübü’nde birlikte yol yürüdüğümüz dostum…

Sporu, dostluğu ve dayanışmayı seven, mahallesinin derdiyle dertlenen, insanların yardımına koşan güzel insan…

Ve her şeyden önemlisi;

Canım arkadaşım Mümin olarak kalacak.

Belki bugün aramızda değil.

Ama bazı insanlar vardır, öldükten sonra da yaşamaya devam eder.

Çünkü onları yaşatan şey bedenleri değil, insanların hafızasında ve kalbinde bıraktıkları izlerdir.

Mümin Gözyılmaz da böyle bir insandı.

Bu nedenle başlarken söylediğim sözü bir kez daha tekrarlamak istiyorum:

Bir muhtar değil, bir insan gitti…

Hem de iyi, dürüst, güvenilir, dost bir insan.

Arkasından kalabalıkların yürüdüğü değil, gönüllerin yürüdüğü bir insan…

Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

Yokluğunu kelimelerle anlatmak mümkün değil.

Ama biliyorum ki;

Mümin Gözyılmaz, onu tanıyanların kalbinde yaşamaya devam edecek

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

9 + 3 =

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER