Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
İbrahim Bulut
İbrahim Bulut

Dağ yine fare doğurdu

Memurlar tahminlerinde yine yanılmadı.

TÜİK her zaman ki gibi memurlara enflasyon farkı ödeneceği döneme ilişkin yani haziran ayı enflasyon oranını yüzde 0,99 olarak açıkladı.

Böylece 2026 yılının ilk 6 aylık enflasyonu kümülatif yüzde17,76 oldu.

İlk 6 aylık enflasyonun, bir önceki toplu sözleşmede belirlenen yüzde11’lik zam oranını aşması nedeniyle memurlar için yüzde 6,09 oranında enflasyon farkı oluştu.

Böylelikle TÜİK tarafından açıklanan haziran ayı enflasyon verilerine göre kamu görevlileri ve emeklilerinin yılın ilk altı ayında alım gücünü bir kez daha kaybettiği tescillenmiş oldu.

Tüm bu kayıpların üzerine ikinci döneme dair yüzde 7’lik artışı eklediğimizde; bekâr (15/1) en düşük dereceli memur maaşı 56 bin 731 liradan, 64 bin 367 liraya, ortalama memur maaşı ise 68 bin 460 liradan 77 bin 715 liraya yükselecektir.

En düşük dereceli memurun maaşındaki artış 7 bin 636 lira, ortalama memurun maaşındaki artış ise 9 bin 255 lira olacaktır.

Bu rakamlara memurun evli olup eşinin çalışmaması durumunda 3 bin 581 TL eş yardımı ve çocukları için 394 TL ile 788 TL arasında çocuk parası eklemeyi de unutmayalım.

Rakamlara baktığımızda memurlar adına her zaman olduğu gibi negatif yönde büyümenin (!) devam ettiğini üzülerek görmekteyiz.

Enflasyona dayalı sistemde ısrar edildikçe ücretlerde ki bu erime, her dönem artarak devam edecektir.

Eğer ücretlere enflasyonun üzerinde bir artış yapıyorsanız, çalışanlara büyüyen ekonomiden kendilerine düşen payı verebiliyorsanız işte o zaman gerçekten zam yapmış oluyorsunuz.

Gelin görün ki mevcut sistem önce maaşları enflasyon karşısında eritiyor, ardından da oluşan kaybı “zam” diye memur ve emeklilerinin önüne koyuyor.

Yetkililere buradan sormak istiyorum…

Sizce bu anlayış değişmediği sürece kamu çalışanlarının alım gücünün korunması mümkün mü?

Üstelik açıklanan resmi enflasyon ile vatandaşın günlük hayatında kira öderken, market alışverişi yaparken, otobüse dolmuşa binerken, elektrik, su parası öderken, çocuğunun eğitim giderlerini karşılamaya çalışırken karşı karşıya kaldığı gerçek hayat pahalılığı arasındaki fark her geçen gün daha da hissedilmektedir.

Yaşama dair bu listeyi uzatmak tabi ki mümkün.

Mevcut ücret politikaları sebebiyle, zorlu yaşam koşulları çok net ortadayken bu durumu hayatın gerçekleriyle bağdaşmayan yüzde 13,5’luk bir artışla açıklayamazsınız.

Ülkemiz ekonomisi büyüyor, milli gelir artıyor, vergi gelirleri rekor kırıyor, ihracat yükseliyor, ama gelin görün ki bu büyümenin yükünü omuzlayan kamu görevlileri ve emeklileri, ortaya çıkan refahtan hak ettikleri payı alamıyor.

Kamu görevlileri ve emekliler artık bu kabustan bir an önce uyanmak ve öncelikle; insan onuruna yakışan bir ücret, büyüyen Türkiye’den hak ettikleri pay ve alın terlerinin karşılığını eksiksiz istiyor.

Kamu görevlileri enflasyonun gerisinden gelen değil, enflasyonun önünde giden bir ücret politikası istemektedir.

Çünkü refah, enflasyon farkıyla değil; hakça bölüşülen büyümeyle sağlanır.

Kalın sağlıcakla….

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

six + 20 =

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER