Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Sabit Karabayır
Sabit Karabayır

Emeklilik yaşı değil, emeğin yaşı hesaplanmalı

5510 sayılı kanun yeniden düşünülmeli.

Sağlık çalışanı daha kaç yıl dayanabilir?

Bir hemşire düşünün …

Yıllarca gece nöbeti tutmuş, bayramlarda çalışmış, hastasının başında sabahlamış, insanların en zor anlarında onların elinden tutmuş …

Bir başka sağlık çalışanı düşünün; yıllar boyu yoğun bakımda, acil serviste, ameliyathanede, diyaliz ünitesinde, onkoloji servisinde çalışmış.

Takvim de yaşta ilerlemiş, beden yorulmuş…

Ancak emeklilik hesabı hâlâ aynı soruyu soruyor…

“Prim gününüz doldu mu?”

Peki biz başka bir soru sormayacak mıyız?

“Bu insan kaç yıl, hangi şartlarda çalıştı?”

İşte 5510 sayılı kanun tartışmasının tam da burada başlaması gerektiğine inanıyorum.

Eşit gün eşit emek mi?

5510 sayılı kanun kapsamında özellikle 2008 yılı Ekim ayı başından sonra ilk kez kamu görevlisi olanlar açısından 9 bin prim günü ve yaş şartı temel emeklilik koşullarından biri. Yaş şartı da yıllara göre kademeli olarak yükseliyor ve 2048 yılından itibaren kadın ve erkek için 65 yaşta eşitleniyor.

Kâğıt üzerinde bu bir hesap.

Fakat hayat, yalnızca rakamlardan ibaret değildir.

Bir insanın 9 bin gününü masa başında geçirmesiyle, her gün insan hayatından sorumlu olduğu bir sağlık hizmetinde geçirmesi ayni değildir.

Çünkü bazı mesleklerde yıpranma, takvim yapraklarından daha hızlı ilerler.

Sağlık çalışanı sadece çalışmıyor, yıpranıyor

Sağlık çalışanı gece, gündüz, hafta sonu, bayramda çalışır.

Hastanın acısını taşır.

Yakınının öfkesine maruz kalır.

Bir telefonla uykusundan kalkar.

Bir başka insanın hayatını kurtarmak için kendi hayatından zaman verir.

Bütün bunların yanında fiziksel ve psikolojik yük taşır.

Bu nedenle sağlık çalışanlarının emekliliği yalnız “kaç yaşında?” sorusuyla değerlendirilemez.

Asıl soru şudur…

“Kaç yıl çalıştı ve bu yıllar onu ne kadar yıprattı?”

Fiili hizmet süresi zammı önemli ancak yeterli mi?

5 bin 510 sayılı kanunun 40. maddesi kapsamında sağlık meslek mensupları, insan sağlığına yönelik koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici hizmetlerde çalışmaları halinde fiili hizmet süresi zammından yararlanabilmektedir.

Sağlık çalışanları için her 360 günlük çalışma karşılığında 60 gün ilave süre öngörülmektedir.

Bu düzenleme önemli bir kazanımdır.

Ancak bugün sorulması gereken soru şudur…

“Bu kazanım sağlık çalışanının gerçek çalışma koşullarını karşılıyor mu?”

Fiili hizmet süresi zammı, ağır ve yıpratıcı işlerde çalışanlara yönelik önemli bir sosyal güvenlik mekanizmasıdır.

Ancak sağlık hizmetinin bugün geldiği noktada; iş yükü, personel yetersizliği, nöbetler, yoğun bakim koşulları, şiddet, bulaşıcı hastalık riski ve sürekli artan sorumluluklar birlikte değerlendirilmelidir.

Bir hemşire 65 yaşına kadar nöbet tutabilir mi?

İşte asıl mesele budur.

Kanun bize 65 yaşını söylüyor olabilir.

Ancak çalışma hayatının gerçekleri bize başka bir şey söylüyor.

65 yaşındaki bir sağlık çalışanından hâlâ aynı fiziksel performansı, aynı nöbet yükünü ve aynı çalışma temposunu beklemek ne kadar gerçekçidir?

Burada amaç kimseyi çalışma hayatından uzaklaştırmak değildir.

Tam tersine…

Çalışanın emeğini, sağlığını korumak ve emekliliğini güvence altına almaktır.

Çünkü sağlık çalışanı yaşlandığında yalnız kendi yaşlanmıyor.

Onun bedenindeki yorgunluk, mesleğin yükünün de birikmiş halidir.

Artık yeni bir emeklilik anlayışına ihtiyaç var

5 bin 510 sayılı kanunun çalışanların değişen koşulları dikkate alınarak yeniden değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.

Özellikle sağlık çalışanları açısından…

Fiili hizmet süresi zammı kapsamı genişletilmeli, yıpranma payının kapsamı ve etkisi yeniden değerlendirilmelidir, nöbet, gece çalışması ve ağır çalışma koşulları emeklilik hesabında daha güçlü karşılık bulmalıdır, aynı işi yapan çalışanlar arasında geçmişten gelen farklılıklar adalet ilkesi çerçevesinde ele alınmalıdır, emekli aylıkları insan onuruna yakışır bir yaşam sağlayacak seviyeye getirilmelidir.

Çünkü emeklilik sadece “çalışmanın bittiği gün” değildir.

Emeklilik, çalışanın bütün hayatı boyunca verdiği emeğin karşılığıdır.

Biz sadece emeklilik istemiyoruz

Biz sağlık çalışanları olarak sadece bir yaş sınırının düşürülmesini istemiyoruz.

Biz emeğimizin görülmesini istiyoruz.

Yıllarca tuttuğumuz nöbetlerin, uykusuz gecelerin, hastalarımızın acılarının, omuzlarımızdaki sorumluluğun, mesleğimiz nedeniyle taşıdığımız risklerin emeklilik hesabında gerçek bir karşılığı olsun istiyoruz.

Çünkü bir hemşirenin 30 yıllık emeği yalnız SGK kayıtlarında görünen prim günlerinden ibaret değildir.

O 30 yılın içinde; uykusuz geceler, yarım kalan bayramlar, çocuklardan ayrı geçirilen zamanlar, hastaların gözyaşları ve kaybedilen hayatların yükü vardır.

Son söz

5 bin 510 sayılı kanun çalışanların geleceğini belirleyen önemli bir sosyal güvenlik düzenlemesidir.

Ancak…

Sosyal güvenlik sistemi yaşayan bir sistemdir.

Çalışma hayatı, mesleklerin yükü, insanların yaşam koşulları değişiyorsa emeklilik sistemi de yeniden düşünülmelidir.

Bugün sağlık çalışanlarının söylediği çok basit:

“Biz daha uzun çalışmaktan değil, emeğimizin karşılıksız kalmasından korkuyoruz.”

Ve unutulmamalıdır:

Bir sağlık çalışanının emeği, tuttuğu nöbet kadar değerlidir.

Yıpranmış bir bedenin, yıllarca hizmet etmiş bir insanın emekliliği bir lütuf değil; alin terinin hakkıdır.

Artık emeklilik hesabında yalnız “kaç yaşındasın?” diye değil…

“Kaç yıl emek verdin, hangi şartlarda çalıştın ve bu çalışma seni ne kadar yıprattı?” Diye de sormanın zamanı gelmiştir.

Emeklilik yaşı değil, emeğin yaşı hesaplanmalıdır.

5 bin 510 sayılı yasa ile emeklilik ücretinin hesaplama sistemi değişti. Ve 5 bin 434 sayılı yasa ile emeklik ücreti ile 5 bin 510 sayılı yasa ile emekli ücreti arasında yüzde yüz ücret fark vardır. Bugünün genç çalışanları emeğinizin takipçisiyiz.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

10 + ten =

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER